Onur Nedir? Şeref Nedir? Konuşmak İnsanı Onursuz Yapar mı?
Paylaş
Cemal Satılmış
Aziz dostlar, bugün sizlerle son derece önemli; ancak ne yazık ki son yıllarda anlamı giderek aşınan iki temel kavram üzerinde durmak istiyorum: onur ve şeref. Bu iki kavram, medeniyetimizin sadece sözlüklerde yer alan kelimeleri değildir. Onlar, insanın karakterini, ahlakını ve hayata karşı sergilediği duruşu ifade eden temel değerlerdir. Ne var ki günümüzde bu kavramlar çoğu zaman hakaret amacıyla kullanılmakta; farklı düşünen veya farklı kesimlerle diyalog kuran insanlar kolaylıkla "onursuz" ya da "şerefsiz" olmakla itham edilmektedir.
Oysa üzerinde düşünmemiz gereken temel soru şudur: Bir insanın onurunu belirleyen şey, kiminle konuştuğu mudur; yoksa hangi ilkelere bağlı kalarak yaşadığı mıdır? Bu makalede, onur ve şeref kavramları İslam ahlakı, toplumsal diyalog, eleştiri kültürü ve adalet anlayışı çerçevesinde ele alınacaktır.
Onur ve Şerefin Gerçek Anlamı
Onur ve şeref, insanın başkaları tarafından kendisine verilen sıfatlardan ziyade, kendi vicdanı karşısındaki duruşunu ifade eden ahlaki değerlerdir. Bir kimsenin farklı düşüncelere sahip insanlarla konuşması, onu onursuz yapmaz. Aksine insanın onurunu belirleyen temel unsur; doğruluk, dürüstlük, adalet ve ilkelerine bağlı kalabilmesidir.
Toplumlarda zaman zaman siyasal veya sosyal kutuplaşmalar sebebiyle insanlar yalnızca görüştükleri kişiler üzerinden yargılanabilmektedir. Oysa bir insanın karakteri, kurduğu diyaloglardan değil; o diyalog sırasında sergilediği ahlaki duruştan anlaşılır.
İslam'ın Ölçüsü: Adalet Öfkenin Önüne Geçmelidir
İslam ahlakı, insanın değerini mensup olduğu gruba göre değil; adalet ve takva ölçüsüne göre değerlendirir. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyrulur:
"Ey iman edenler! Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Adaletli olun; bu takvaya daha yakındır." (Maide, 8)
Bu ilahi ölçü son derece dikkat çekicidir. Çünkü Kur'an, yalnızca sevdiğimiz insanlara karşı değil; hoşlanmadığımız kimselere karşı da adaletli davranmamızı emretmektedir. Böylece öfke, hakikatin önüne geçirilmemekte; adalet her şart altında korunması gereken temel bir ilke olarak ortaya konmaktadır.
Hz. Peygamber (s.a.s.) de şöyle buyurmuştur:
"Mümin, insanları kötüleyen, lanet eden, kaba ve çirkin söz söyleyen kimse değildir."
Bu ölçü, özellikle sosyal medya ortamında kullanılan dil açısından hepimize önemli bir muhasebe imkânı sunmaktadır.
Eleştiri ile Hakaret Arasındaki İnce Çizgi
Son dönemlerde farklı düşüncelere sahip insanlarla görüşen bazı kimseler hakkında son derece ağır ithamların dile getirildiği görülmektedir. "Onursuz", "şerefsiz", "ihanet etti", "devlet adına çalışıyor" veya "MİT elemanı" gibi ifadeler, herhangi bir delile dayanmaksızın kişilerin itibarını hedef alan suçlamalara dönüşebilmektedir.
Elbette hiçbir kişi, kurum veya yapı eleştiriden muaf değildir. Vakıflar, cemaatler, siyasi partiler ve devlet kurumları da eleştirilebilir. Ancak eleştiri ile hakaret birbirinden tamamen farklı kavramlardır. Eleştiri delile dayanır, çözüm üretmeyi amaçlar ve düşünceyi geliştirir. Hakaret ise öfkeyi besler, kutuplaşmayı artırır ve yalnızca yeni kırgınlıklar doğurur.
Konuşmak Zayıflık Değil, Çözümün İlk Adımıdır
Son yıllarda yaşanan toplumsal kutuplaşmalar, aile ilişkilerinden komşuluk bağlarına kadar birçok alanda derin yaralar açmıştır. İnsanlar birbirlerini dinlemek yerine etiketlemeye başlamış, farklı düşünen kişiler çoğu zaman düşman olarak görülmüştür. Oysa tarih göstermektedir ki hiçbir toplumsal problem susarak çözülememiştir. Konuşmadan barış kurulamaz, dinlemeden güven oluşamaz ve empati olmadan toplumsal iyileşme gerçekleşemez.
Bu nedenle diyalog kurmak, karşı tarafın bütün fikirlerini benimsemek anlamına gelmez. Diyalog, çözüm ihtimalini canlı tutmak ve ortak zemini aramaktır.
Hz. Peygamber'in Diyalog Örneği
İslam tarihi de bunun en güçlü örneklerini sunmaktadır. Hz. Peygamber (s.a.s.), Hudeybiye Antlaşması'nda yıllarca kendisine savaş açmış Mekkelilerle müzakere etmiş; Taif'te kendisini taşlayan insanlar için beddua etmek yerine onların hidayeti adına dua etmiş; Medine Vesikası ile farklı din ve kabilelerden topluluklarla ortak bir hukuk düzeni oluşturmuştur.
Bu örnekler, konuşmanın ilkesizlik değil; bilakis barış, hikmet ve çözüm arayışının önemli bir parçası olduğunu göstermektedir.
Gerçek Onur Nedir?
Gerçek onur, hiç kimseyle görüşmemek değil; inandığı değerlerden taviz vermeden herkesle konuşabilecek ahlaki olgunluğu gösterebilmektir. Öfkeye öfkeyle karşılık vermek kolaydır; hakaret etmek kolaydır; kapıları kapatmak kolaydır. Asıl zor olan, farklı düşüncelere rağmen insan kalabilmek, vicdanı öfkeye teslim etmemek ve nezaketi koruyabilmektir.
İnsan zaman zaman kendisine şu soruyu yöneltmelidir: Ben gerçekten hakikati mi savunuyorum, yoksa yalnızca ait olduğum grubu mu? Eğer aidiyet duygusu adaletin önüne geçerse, vicdanın sesi zayıflamaya başlar. Oysa Kur'an'ın öncelikli emri adalet, doğruluk, emanet ve güzel sözdür.
Sonuç
Toplum olarak aynı fikirde olmayabiliriz; farklı siyasi görüşlere, farklı yöntemlere ve farklı değerlendirmelere sahip olabiliriz. Ancak bu farklılıklar, birbirimizin insanlığını inkâr etmeyi haklı kılmaz. Birbirimizi dinleyebilir, eleştirebilir ve fikirlerimize itiraz edebiliriz. Fakat hiçbir zaman birbirimizin onuruna ve şerefine saldırmamalıyız.
Çünkü şeref, başkasını aşağılamakla büyümez; onur ise bağırmakla kazanılmaz. Gerçek onur; doğrulukta sebat etmek, adaletten ayrılmamak, güzel sözü tercih etmek ve insan onuruna her şart altında saygı gösterebilmektir. Türkiye'nin geleceği, öfke üretenlerin değil; adaleti, merhameti ve diyaloğu çoğaltan insanların omuzlarında yükselecektir. Rabbimiz bizleri hakkı söyleyenlerden, adaleti ayakta tutanlardan ve güzel sözün izinden gidenlerden eylesin.
```