"Terörsüz Türkiye" Vizyonundan Hangi Siyasal Düşünceler ve Toplumsal Aktörler Rahatsız Olabilir?
Teilen
"Terörsüz Türkiye" Vizyonundan Hangi Siyasal Düşünceler ve Toplumsal Aktörler Rahatsız Olabilir? Siyasi ve Sosyolojik Bir Değerlendirme
Özet
"Terörsüz Türkiye" vizyonu, Türkiye'de uzun yıllardır devam eden silahlı terör olgusunun sona erdirilmesini ve siyasal sorunların demokratik yöntemlerle çözülmesini hedefleyen bir yaklaşım olarak ifade edilmektedir. Teorik düzlemde, şiddetin sona erdirilmesi ve güvenliğin tesis edilmesi toplumun büyük çoğunluğu açısından olumlu görünmektedir. Ancak siyaset bilimi ve çatışma çözümü literatürü, her barış veya çatışma sonlandırma sürecinin aynı zamanda bazı aktörlerin mevcut çıkarlarını zedeleyebileceğini göstermektedir. Bu makale, "Terörsüz Türkiye" vizyonundan hangi siyasal düşüncelerin veya toplumsal aktörlerin neden rahatsız olabileceğini ideolojik önyargılardan uzak, akademik bir çerçevede incelemektedir.
Giriş
Silahlı çatışmalar yalnızca güvenlik sorunu değildir; aynı zamanda ekonomik, siyasal ve psikolojik boyutları bulunan karmaşık toplumsal süreçlerdir. Çatışmalar uzun süre devam ettiğinde, yalnızca çatışmanın mağdurları değil, çatışmanın devamından doğrudan veya dolaylı çıkar sağlayan aktörler de ortaya çıkabilir.
Bu nedenle barış süreçleri çoğu zaman yalnızca silahlı örgütlerle değil, çatışma düzeninin sürmesini isteyen farklı kesimlerle de mücadeleyi gerektirir. "Terörsüz Türkiye" vizyonuna yönelik olası itirazlar da bu çerçevede değerlendirilmelidir.
1. Radikal ve Şiddeti Meşru Gören İdeolojiler
En belirgin rahatsızlık kaynağı, siyasal hedeflere ulaşmak için silahlı mücadeleyi meşru gören ideolojilerdir.
Siyaset bilimi literatüründe "devrimci şiddet" veya "silahlı direniş" anlayışı benimseyen hareketler, devletle müzakereyi veya demokratik siyaseti çoğu zaman ikincil görmektedir. Bu tür hareketlerin varlık nedeni büyük ölçüde çatışmanın devamına bağlıdır.
Silahlı mücadelenin sona ermesi;
örgütsel meşruiyetlerini,
toplumsal mobilizasyon kapasitelerini,
finansman ağlarını,
propaganda söylemlerini önemli ölçüde zayıflatabilir.
Dolayısıyla şiddeti siyasal araç olarak gören tüm radikal ideolojiler, hangi dünya görüşüne sahip olursa olsun, çatışmanın sona ermesinden rahatsızlık duyabilir.
2. Aşırı Milliyetçi ve Kutuplaştırıcı Yaklaşımlar
Toplumsal kutuplaşmadan beslenen aşırı milliyetçi siyasal yaklaşımlar da bazı durumlarda barış süreçlerine mesafeli yaklaşabilir.
Burada kastedilen, milliyetçilik düşüncesinin tamamı değildir. Demokratik milliyetçilik ile aşırı kutuplaştırıcı milliyetçilik arasında önemli fark bulunmaktadır.
Aşırı kutuplaştırıcı anlayışlar;
uzlaşmayı zayıflık olarak yorumlayabilir,
karşı tarafı tamamen gayrimeşru görebilir,
müzakereyi ilkesel olarak reddedebilir.
Bu nedenle çatışmanın sona ermesi, bu siyasal söylemlerin mobilizasyon gücünü azaltabilir.
3. Etnik Ayrılıkçılığı Temel Alan Hareketler
Etnik temelli ayrılıkçı siyaset, çoğu zaman çatışmanın devam ettiği ortamlarda daha fazla destek bulabilmektedir.
Çünkü çatışma;
kimlik siyasetini güçlendirir,
"biz ve onlar" ayrımını keskinleştirir,
uzlaşma alanlarını daraltır.
Şiddetin sona ermesi ve demokratik siyasetin güçlenmesi ise ayrılıkçı söylemlerin toplumsal etkisini azaltabilir.
Bu nedenle ayrılıkçı hareketlerin radikal kanatları, barış süreçlerini kendi uzun vadeli hedefleri açısından tehdit olarak görebilir.
4. Çatışma Ekonomisinden Yararlanan Yapılar
Çatışma bölgelerinde zaman içerisinde "çatışma ekonomisi" oluşabilmektedir.
Uluslararası ilişkiler literatüründe bu kavram;
kaçakçılık,
yasa dışı ticaret,
silah kaçakçılığı,
insan kaçakçılığı,
uyuşturucu ticareti,
yasa dışı vergi toplama; gibi faaliyetleri ifade eder.
Çatışmanın sona ermesi, bu ekonomik ağların önemli gelir kaynaklarını ortadan kaldırabilir.
Dolayısıyla ideolojik olmaktan ziyade ekonomik motivasyonlarla hareket eden bazı suç ağları da terörün bitmesini istemeyebilir.
5. Dış Politika Açısından Çıkar Hesabı Yapan Aktörler
Uluslararası ilişkiler teorisinde devletler çoğu zaman güvenlik çıkarları doğrultusunda hareket ederler.
Bazı bölgesel veya küresel aktörler, başka ülkelerdeki istikrarsızlıkları kendi stratejik çıkarları açısından avantajlı görebilir.
Bu durum;
nüfuz alanı oluşturma,
rakip devletleri zayıflatma,
jeopolitik baskı kurma; amaçlarıyla ilişkilendirilebilir.
Dolayısıyla Türkiye'nin iç güvenliğinin güçlenmesi, bazı dış aktörlerin stratejik hesaplarını değiştirebilir.
Bu değerlendirme belirli bir ülkeye yönelik suçlama değil, uluslararası ilişkiler literatüründe yaygın biçimde tartışılan "vekâlet çatışmaları" ve "jeopolitik rekabet" kavramlarının doğal sonucudur.
6. Kimlik Siyasetini Merkeze Alan Radikal Yaklaşımlar
Modern siyaset biliminde kimlik siyaseti demokratik sistemlerin doğal bir unsurudur.
Ancak kimlik siyasetinin radikalleşmiş biçimleri, ortak vatandaşlık anlayışını ikinci plana itebilir.
Şiddetin sona erdiği ve demokratik siyasetin güçlendiği dönemlerde;
ekonomik politikalar,
eğitim,
sağlık,
çevre,
sosyal refah; gibi konular yeniden siyasal gündemin merkezine yerleşmektedir.
Bu durum, yalnızca kimlik temelli mobilizasyon yapan radikal hareketlerin etkisini azaltabilir.
7. Siyasi Kutuplaşmadan Oy Devşiren Yaklaşımlar
Siyaset bilimi araştırmaları göstermektedir ki yüksek kutuplaşma ortamlarında seçmen davranışı daha çok kimlik üzerinden şekillenmektedir.
Çatışma ortamı;
korkuyu artırabilir,
güvenlik kaygısını yükseltebilir,
seçmen tercihlerini daha duygusal hale getirebilir.
Buna karşılık çatışmanın azalması;
ekonomik performans,
kamu hizmetleri,
hukuk devleti,
eğitim kalitesi; gibi alanların daha fazla tartışılmasına yol açabilir.
Bu nedenle siyasal kutuplaşmadan beslenen bazı aktörler, barış ortamının kendi siyasal avantajlarını azaltacağını düşünebilir.
Bu durum herhangi bir siyasi partiye özgü değildir; farklı ülkelerde farklı ideolojik eğilimlerde gözlemlenebilir.
8. Psikolojik ve Toplumsal Alışkanlıklar
Uzun süre devam eden çatışmalar, yalnızca kurumları değil toplumsal psikolojiyi de etkiler.
Çatışma çözümü literatüründe buna "çatışmanın normalleşmesi" denilmektedir.
Böyle ortamlarda bazı bireyler;
sürekli tehdit algısıyla yaşamaya alışabilir,
karşı gruba yönelik güvensizliği içselleştirebilir,
uzlaşmaya karşı kuşku geliştirebilir.
Dolayısıyla ideolojik nedenlerden bağımsız olarak bazı bireyler psikolojik sebeplerle de barış süreçlerine mesafeli yaklaşabilir.
9. Barış Sürecine Yönelik Meşru Eleştiriler ile Karşıtlığın Ayrımı
"Terörsüz Türkiye" vizyonuna yönelik her eleştiriyi barış karşıtlığı olarak değerlendirmek doğru değildir.
Demokratik toplumlarda vatandaşlar şu konularda meşru sorular sorabilir:
Sürecin hukuki zemini yeterince açık mı?
Şeffaflık sağlanıyor mu?
Mağdur hakları korunuyor mu?
Adalet ilkesi gözetiliyor mu?
Demokratik denetim mekanizmaları işliyor mu?
Bu tür eleştiriler, sürecin daha sağlıklı işlemesine katkı sağlayabilir.
Dolayısıyla akademik açıdan bakıldığında, eleştirel yaklaşım ile şiddetin devamını istemek aynı şey değildir.
Sonuç
"Terörsüz Türkiye" vizyonu, ilkesel olarak şiddetin sona ermesini ve siyasal sorunların demokratik yöntemlerle çözülmesini amaçlayan bir yaklaşım olarak değerlendirilebilir. Çatışma çözümü literatürü, bu tür süreçlerin her zaman tüm aktörlerin çıkarlarıyla örtüşmediğini göstermektedir.
Bu vizyondan rahatsız olabilecek kesimler genel olarak şu başlıklar altında toplanabilir:
Şiddeti meşru gören radikal ideolojiler,
Etnik ayrılıkçılığın silahlı biçimlerini savunan yapılar,
Çatışma ekonomisinden gelir sağlayan suç ağları,
Kutuplaşmadan siyasal fayda elde eden bazı aktörler,
Jeopolitik çıkar hesabı yapan dış aktörler,
Uzlaşmayı ilkesel olarak reddeden aşırı kutuplaştırıcı yaklaşımlar.
Bununla birlikte, barış süreçlerine ilişkin hukuki, siyasi veya etik eleştirilerde bulunan herkesin bu kategorilere dahil edilmesi doğru değildir. Demokratik toplumlarda farklı görüşlerin ifade edilmesi, barış ve güvenlik hedefiyle çelişmek zorunda değildir. Esas ayrım, şiddetin bir siyasal araç olarak reddedilmesi ile şiddetin sürmesini savunmak arasındadır. Bu ayrımın korunması, hem demokratik meşruiyet hem de kalıcı toplumsal barış açısından temel önem taşımaktadır.