Türkiye’de KHK Süreci ve Hukuki Mücadelenin Sınırları
Share
Doç. Dr. Bekir Çınar
Akademisyen & Güvenlik Uzmanı
Konuya iki farklı açıdan yaklaşmak gerekmektedir. Çünkü bir kişinin Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kamu görevinden çıkarılabilmesi için devletin ciddi bir güvenlik problemiyle karşı karşıya olduğunun kabul edilmesi gerekir. Bu durumda çıkarılan KHK'ler, hukuki olmaktan ziyade siyasi tercihlerin sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır.
İki Dönem, İki Uygulama
Türkiye'de kamu görevinden KHK yoluyla çıkarma uygulamasının öne çıktığı iki dönem bulunmaktadır. Bunlardan ilki 12 Eylül 1980 askeri darbe dönemi, ikincisi ise 15 Temmuz 2016 sonrasında ilan edilen OHAL dönemidir. İlk dönem, kamuoyunda "1402'likler" olarak bilinen ve daha sınırlı bir alanda uygulanan tasfiyeleri ifade ederken; ikinci dönem, hem yöntem hem de kapsam bakımından çok daha geniş bir uygulamaya dönüşmüş ve 130 binden fazla kamu görevlisinin görevine son verilmesiyle sonuçlanmıştır.
İkinci dönemde görevlerine son verilenlerin önemli bir kısmı ayrıca "örgüt" bağlantısı iddiasıyla soruşturma, kovuşturma ve yargılamalara tabi tutulmuştur. Yargılanan kişilerin bir bölümü hapis cezası almış; bazıları hakkında verilen cezalar ertelenmiş, bazıları ise cezaevinde kalmış ya da hâlen cezaevinde bulunmaktadır.
Hukuki Mücadelenin Sınırları
KHK ile kamu görevinden çıkarılan kişiler, görevlerine dönebilmek amacıyla idare mahkemelerinde davalar açmışlardır. Haklarında ceza verilen kişiler de ceza mahkemelerinin kararlarına itiraz etmiş; iç hukuk yollarını tüketenlerden bazıları ise başvurularını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne taşımıştır.
Ortaya çıkan tabloya bakıldığında, KHK ile görevlerinden çıkarılan kişilerin yürüttükleri hukuki mücadeleler sonucunda uğradıkları hak kayıplarının önemli ölçüde giderilemediği görülmektedir. Bu durum, yalnızca Türkiye'deki hukuki düzenlemelerin değil, aynı zamanda başta AİHM olmak üzere uluslararası hukuk mekanizmalarının verdiği kararların uygulanması konusunda da ciddi sorunlar bulunduğunu göstermektedir.
Mevcut problemin çözümünde hukukun tek başına yeterli olmadığı ve sınırlı bir çözüm alanı sunduğu açıkça ortadadır.
KHK'ların Gerekçeleri
Çözüm önerisi geliştirebilmek için, öncelikle KHK uygulamalarına neden ihtiyaç duyulduğunun anlaşılması gerekmektedir. Devlet ve hükümet, KHK'ların şu gerekçelerle çıkarıldığını ifade etmektedir:
• Devlet güvenliğine yönelik tehdidin başka yollarla ortadan kaldırılamayacağı düşüncesi,
• Devlet kurumları içindeki yapılanmanın normal yargı süreçleriyle tasfiye edilmesinin yıllar alacağı veya mümkün olmayacağı kanaati,
• Darbe girişimi sonrasında devlet yapısının ciddi ölçüde zarar gördüğü ve hızlı müdahalenin zorunlu olduğu değerlendirmesi,
• Benzer yapılanmaların yeniden ortaya çıkmasının ancak olağanüstü tedbirlerle önlenebileceği düşüncesi,
• Olağanüstü hâl yetkilerinin anayasal bir araç olduğu yaklaşımı.
Yukarıdaki gerekçeler değerlendirildiğinde, hükümetin KHK'ları büyük ölçüde siyasi bir tercihle uyguladığı görülmektedir. Her ne kadar görevlerine son verilen kişiler açısından yargı yolu açık tutulmuş olsa da, devlet yapısının yeniden aynı düşünceye sahip kişiler tarafından doldurulmasının önüne geçilmesi amacıyla bu yönteme başvurulduğu anlaşılmaktadır.
Çözüm İçin İki Temel Görev
1. Toplumsal ve Siyasal Algının Değiştirilmesi
Başta KHK ile görevlerinden çıkarılan kişiler olmak üzere, "örgüt" bağlantısı olduğu iddia edilen cemaat mensuplarının; söylemleri, eylemleri ve toplumsal çalışmalarıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve hükümet nezdinde oluşan kanaatin değişmesine katkı sunmaları gerekmektedir.
2. Siyasi ve Hukuki Düzenleme Talebinin Güçlendirilmesi
KHK'ların yalnızca hukuki metinler değil, aynı zamanda siyasi kararlar olduğu gerçeğinden hareketle; mağduriyetlerin giderilmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yeni yasal düzenlemeler yapılması için kamuoyu baskısının artırılmasına yönelik çalışmaların güçlendirilmesi gerekmektedir.