Şerif Mardin ve Cemaatlerin Sosyolojisi
Share
Cemal Satılmış
İlahiyatçı & Toplum Gönüllüsü
Değerli dostlar, bugün sizlerle modern Türkiye'nin en önemli sosyologlarından birinin cemaatler üzerine yaptığı derin tespitleri paylaşmak istiyorum. Bu isim, meseleleri yüzeyden değil, köklerinden kavrayan bir düşünür: Şerif Mardin.
Merkez ve Çevre
Cumhuriyet kurulduğunda büyük bir hedef vardı: Modern, laik ve güçlü bir devlet inşa etmek. Bu hedef doğrultusunda devlet, toplumu yukarıdan aşağıya dönüştürmeye çalıştı; ancak burada önemli bir gerçek gözden kaçırıldı. Toplum sadece kanunlarla değil, aynı zamanda değerlerle, inançlarla ve alışkanlıklarla yaşar.
İşte tam bu noktada Mardin bize "merkez" ve "çevre" kavramlarını sunar. Merkez; devleti, elitleri, bürokrasiyi temsil eder. Çevre ise halktır; gelenekleriyle, inançlarıyla, hayatın içinden gelen gerçekliğiyle. Cumhuriyet merkezi güçlendirdi ama çevre, yani halk, kendi dünyasını terk etmedi.
Cemaatler Neden Doğdu?
İşte cemaatler bu noktada ortaya çıktı; ne bir tesadüf olarak ne de bir sapma olarak, aksine bir ihtiyaç olarak doğdu. Modernleşen bir dünyada insan yalnızlaşıyor; geleneksel bağlar zayıflıyor, aile küçülüyor, mahalle çözülüyor, komşuluk ilişkileri azalıyor.
İnsan ise hâlâ aynı insan: Anlam arayan, ait olmak isteyen, güven duymak isteyen bir varlık. İşte cemaatler bu boşluğu doldurdu. Onlar insanlara sadece dini bilgi vermedi, aynı zamanda bir kimlik sundu. "Ben kimim?" sorusuna bir cevap, "Nereye aitim?" sorusuna bir liman oldular.
Cemaatler geçmişin kalıntısı değildir; onlar modernleşmenin ürettiği yapılardır. — Şerif Mardin
Mahalle Baskısı ve Birey
Ama her güçlü yapı gibi cemaatlerin de iki yüzü vardır. Bir yandan dayanışma üretirler, insanları yalnızlıktan kurtarırlar, güven ortamı oluştururlar; diğer yandan ise bazen bireyin üzerine bir gölge gibi düşerler.
Şerif Mardin'in "mahalle baskısı" dediği kavram tam da burada karşımıza çıkar. İnsan ait olduğu grubun değerlerine uymak zorunda hisseder kendini. Farklı olmak zorlaşır, bireyle cemaat arasında ince bir gerilim oluşur. Bu ne tamamen iyidir ne de tamamen kötüdür; bu, insanın sosyal bir varlık olmasının doğal sonucudur.
Dönüşen Cemaatler
Zamanla cemaatler de değişti. Eskiden daha kapalıydılar, daha içe dönüktüler; ama şehirleşme ile birlikte büyüdüler, çeşitlendiler. Eğitimde, ekonomide, medyada yer almaya başladılar. Artık cemaatler sadece dini yapılar değil, aynı zamanda sosyal aktörlerdir.
Asıl mesele şudur: Bu cemaatler nasıl daha sağlıklı, daha dengeli ve daha özgürlükçü bir yapıya kavuşabilir?
Sonuç: Denge
Çünkü insan ne tamamen yalnız yaşayabilir ne de tamamen bir yapının içinde eriyip yok olabilir. İşte bütün mesele bu dengedir.
Bir toplumun gücü sadece kurumlarında değil, insanlarının kurduğu anlamlı bağlarda saklıdır. Ve o bağlar doğru kurulduğunda cemaatler bir baskı aracı değil, bir merhamet ve dayanışma köprüsü haline gelir.
Konuyla ilgili video