Nefretin Mayasından Sevginin Mayasına

Nefretin Mayasından Sevginin Mayasına

Nefretin Mayasından Sevginin Mayasına

Cemal Satılmış, 13 Ağustos 2026

 

Bir Toplumsal Onarım Çağrısı

Sosyal medyanın "oda" adı verilen sesli sohbet alanları, bugün toplumun nabzının en çıplak haliyle attığı yerlerden biri haline geldi. Orada söylenenler, kürsülerde söylenmeyeni, gazete köşelerinde yazılmayanı, ama sokakta çoğu zaman hissedileni yansıtıyor.

Ve bu odalarda —ister iktidar partisine, ister muhalefete, ister milliyetçi harekete mensup olsun— birçok konuşmacının Gülen Hareketi mensuplarına yönelik söylemlerinde ortak bir özellik var: karşılıklı konuşmaya, itiraza, açıklamaya fırsat tanımayan; öfkeyle, kırgınlıkla, bazen de düpedüz kinle yüklü bir dil.

Bu satırları, o odalardan birinde susturulmuş, sözü kesilmiş, ya da hiç söz alamamış milyonlarca insan adına değil; sadece bir gözlemci ve bu sürecin içinden geçmiş biri olarak kaleme alıyorum.

Dünün Hizmeti, Bugünün Unutkanlığı

Türkiye'nin hemen her şehrinde, her ilçesinde, yıllar boyunca bu hareketin mensupları eğitimden sağlığa, afet yardımlaşmasından kültürel diyaloğa kadar geniş bir yelpazede hizmet üretti.

Bugün o odalarda öfkeyle konuşanların çoğu, doğrudan ya da dolaylı olarak bu kurumlardan bir şekilde hizmet almislardir: bir dershaneden, bir yurttan, bir sınav başarısından, bir hastaneden, bir burstan mutlaka istifade etmislerdir. Bu bir iddia değil, yakın tarihin sıradan bir gerçeğidir.

Toplumsal hafızanın bu kadar hızlı ve bu kadar tek taraflı silinmesi, sadece hakkaniyetsizlik değil, aynı zamanda bir öz-farkındalık kaybıdır.

Bir toplum, dünün faydasını bugünün nefretiyle bu denli kolay örtebiliyorsa, o toplumun kendisiyle olan hesaplaşması eksik demektir.

 

Suç Şahsi Değil mi?

Anayasa'nın da, uluslararası hukukun da, İslam hukukunun da ortak ilkesi açıktır: ceza şahsidir. 15 Temmuz sürecinde suça karışmış, yanlışa ortak olmuş kişilerin hesap vermesi elbette meşru ve gereklidir — nitekim bu kişiler, cemaat içinde kalan büyük çoğunluk tarafından da benimsenmemekte, kabul görmemektedir.

Ama bu hakikat, geriye kalan yüzde doksan beşin, herhangi bir suça karışmamış sıradan öğretmenin, memurun, esnafın, ev hanımının toplu bir "düşman" kategorisine indirgenmesini meşrulaştırmaz.

Şeytanlaştırma (demonizasyon), bir rejimin en ucuz ama en kalıcı hasar bırakan araçlarından biridir. Çünkü bir kez "öteki" ilan edilen insan, artık dinlenmeye değer bulunmaz; onun acısı, itirazı, açıklaması gürültüye dönüşür. İşte o odalarda yaşanan tam olarak budur: konuşma fırsatı tanınmaması, aslında dinleme iradesinin kaybıdır.

Yeni Herkül'ün Konumu: Ne Cemaatin Savunucusu, Ne Devletin Karşısında

Yeni Herkül Fikir Platformu olarak biz, defalarca kamuoyuyla paylaştığımız bildirilerimizde açıkça ifade ettik: hareketin şahin kanadıyla organik hiçbir bağımız yoktur, onların söylemini de yöntemini de benimsemiyoruz.

Bizim çabamız, ne geçmişi savunmak ne de bir hizbin sözcülüğünü yapmaktır. Bizim çabamız, devletin kendi hukuk diliyle, kendi tutarlılık ilkeleriyle konuşarak, mağduriyetlerin adil ve orantılı biçimde giderilmesini istemektir.

Bu bir meydan okuma değil, bir hatırlatmadır — devletin kendi ilan ettiği hukuk devleti ilkelerine sadık kalması yönünde bir hatırlatma.

Bu çerçevede toplumla kaynaşmak, devletle barışmak, bizim için stratejik bir söylem değil, ahlaki bir zorunluluktur. Çünkü bölünmüş, birbirini şeytanlaştıran bir toplumda ne adalet tesis edilebilir, ne de gerçek bir huzur mümkün olur.

Sevginin ve Hoşgörünün Mayalanması

Maya, sabırla, sessizce, görünmeden çalışır. Sevgi ve hoşgörü de böyledir — bir gecede oluşmaz, bir kararla ilan edilmez. Toplumun yaralarının onarılması, karşılıklı dinlemeyle, küçük ama samimi adımlarla, "öteki" dediğimiz insanın da bir hikâyesi, bir acısı, bir emeği olduğunu kabul etmekle başlar.

Bu satırların bir çağrısı var: O odalarda söz alan herkese — AK Partili, MHP'li, CHP'li, hangi çevreden olursa olsun — sesleniyoruz: Karşınızdakine bir dakikalığına da olsa söz hakkı tanıyın.

Çünkü hakikat, tek taraflı monologlarda değil, çift taraflı diyaloglarda ortaya çıkar. Ve bir toplum, ancak birbirinin sözünü dinleyebildiği ölçüde gerçekten "toplum" olabilir.

Biz, Yeni Herkül olarak, bu diyaloğun kapısını aralık tutmaya devam edeceğiz. Ne geçmişin inkârıyla, ne de bugünün nefretiyle değil; yarının ortak vicdanıyla.

Bu makale, Yeni Herkül Vakfı adına Cemal Satılmış tarafından kaleme alınmıştır

Bloga dön