Hizmet Hareketi Perspektifinden Siyasi Çözüm Arayışlarının Meşruiyeti ve Sınırları

Hizmet Hareketi Perspektifinden Siyasi Çözüm Arayışlarının Meşruiyeti ve Sınırları

BC

Doç Dr Bekir Çınar

Akademisyen & Araştırmacı

Hizmet Hareketi Perspektifinden Siyasi Çözüm Arayışlarının Meşruiyeti ve Sınırları

Giriş

Hizmet Hareketi, modern dönemde ortaya çıkan dinî-sivil hareketler içerisinde eğitim, diyalog, ahlâkî dönüşüm ve toplumsal hizmet merkezli yaklaşımıyla dikkat çeken yapılardan biridir.

Hareketin düşünce dünyasında öne çıkan “ihlâs”, “istiğnâ”, “müspet hareket”, “hizmet”, “istişare”, “adalet” ve “sulh” gibi kavramlar, yalnızca bireysel ahlâkı değil; aynı zamanda hareketin siyasetle kurduğu ilişkinin sınırlarını da belirlemektedir.1

Özellikle Türkiye’de son on yılda yaşanan siyasal krizler ve devlet-toplum ilişkilerindeki sert kırılmalar sonrasında, Hizmet Hareketi bağlamında en yoğun tartışılan meselelerden biri, “siyasi çözüm arayışlarının” hareketin temel ilkeleriyle ne ölçüde bağdaştığı sorusu olmuştur.

Bu tartışma yalnızca pratik bir strateji meselesi değil; aynı zamanda hareketin ontolojik karakteri, epistemolojik zemini ve yöntem anlayışıyla doğrudan ilişkili teorik bir tartışmadır.2

Bu çalışmanın temel iddiası şudur: Hizmet düşüncesinde siyaset, adaletin, hukukun ve toplumsal sulhun tesisi için meşru bir araç olarak değerlendirilebilir; ancak siyasetin bir iktidar mücadelesine, partizan aidiyete veya dünyevî nüfuz arayışına dönüşmesi, hareketin temel disiplinleriyle ciddi bir gerilim üretmektedir.

1. Hizmet Hareketinin Toplumsal Dönüşüm Paradigması

Hizmet Hareketi’nin temel yaklaşımı, toplumsal dönüşümün merkezine siyasî iktidarı değil, insanın manevî ve ahlâkî dönüşümünü yerleştirir.

Hareketin düşünsel referanslarında toplumsal problemlerin temel sebebi olarak çoğu zaman iman zaafı, ahlâkî çözülme, cehalet ve manevî yabancılaşma gösterilir.3

Bu yaklaşım, klasik modernist siyasal projelerden belirgin biçimde ayrılır.

Zira modern ideolojilerin önemli bir kısmı toplumu “yukarıdan aşağıya” devlet gücüyle dönüştürmeyi hedeflerken, Hizmet düşüncesi “dipten gelip tabana yayılan” bir dönüşüm anlayışını esas almaktadır.4

Bu bağlamda:

  • fertlerin eğitimi,
  • vicdan terbiyesi,
  • ahlâkî olgunlaşma,
  • fedakârlık ve diğergâmlık toplumsal dönüşümün asli dinamikleri olarak görülmektedir.

Dolayısıyla Hizmet’in temel paradigması, siyasî iktidarı ele geçirmekten ziyade, insan yetiştirme ve toplumun ahlâkî dokusunu güçlendirme üzerine kuruludur.

Bu nedenle siyasetin hareket açısından “nihai hedef” değil, ancak sınırlı ve tali bir alan olduğu söylenebilir.5

Hizmet’in temel paradigması, siyasî iktidarı ele geçirmekten ziyade, insan yetiştirme ve toplumun ahlâkî dokusunu güçlendirme üzerine kuruludur.

2. İhlâs ve İstiğnâ: Dünyevî Güce Mesafe

Hizmet düşüncesinde en merkezi kavramlardan biri “ihlâs”tır. İhlâs, yapılan hizmetin yalnızca ilâhî rıza amacıyla gerçekleştirilmesini ve dünyevî beklentilerden arındırılmasını ifade eder.6

İhlâsla doğrudan bağlantılı olan “istiğnâ” ise:

  • makam beklentisine girmemek,
  • maddî çıkar aramamak,
  • siyasî nüfuz peşinde koşmamak,
  • hizmeti araçsallaştırmamak anlamına gelir.

Kaynaklarda, milletvekilliği, bürokratik makamlar veya siyasî güç elde etme arzusu, manevî hizmet perspektifi açısından riskli görülmektedir.

Çünkü siyasetin doğası çoğu zaman:

  • rekabet,
  • propaganda,
  • tarafgirlik,
  • güç mücadelesi,
  • pragmatizm üzerine kuruludur.7

Bu durum, Hizmet’in:

  • adanmışlık,
  • beklentisizlik,
  • tevazu,
  • diğergâmlık merkezli karakteriyle gerilim oluşturabilir.

Nitekim hareket literatüründe dünyevî makam talebi zaman zaman “irtifa kaybı” metaforuyla ele alınmıştır. Buradaki temel kaygı, dinî veya ahlâkî bir hizmetin siyasî kariyer aracına dönüşmesidir.8

Dolayısıyla Hizmet perspektifinde problem, siyasetin bizatihi varlığından çok, siyasetin hangi niyetle yapıldığıdır.

3. Siyaset ile Partizanlık Arasındaki Ayrım

Modern demokratik toplumlarda:

  • insan haklarını savunmak,
  • hukuk devleti talep etmek,
  • özgürlükleri korumak,
  • anayasal reform istemek,
  • mağduriyetleri görünür kılmak kaçınılmaz olarak siyasî alanla ilişkilidir.9

Bu nedenle Hizmet düşüncesi içerisinde “siyaset” ile “partizanlık” arasında önemli bir ayrım yapılmaktadır.

Bir tarafta:

  • demokratik katılım,
  • hukuk mücadelesi,
  • hak arama,
  • sivil toplum faaliyetleri yer alırken;

diğer tarafta:

  • kutuplaştırıcı parti aidiyeti,
  • güç devşirme siyaseti,
  • fanatik tarafgirlik bulunmaktadır.

Hizmet’in geleneksel yaklaşımı, ikinci kategoriye mesafeli durmayı esas almıştır.10

Bu bağlamda:

  • hukukun üstünlüğünü savunmak,
  • adalet talep etmek,
  • demokratik mekanizmalar içinde çözüm aramak hareketin temel ilkeleriyle uyumlu görülebilir.

Buna karşılık:

  • siyasî bir organizasyona dönüşmek,
  • iktidar mücadelesinin merkezine yerleşmek,
  • hareketi partisel aidiyetle özdeşleştirmek hareketin “partiler üstü” karakteriyle çelişme riski taşır.

4. Müspet Hareket İlkesi ve Siyasi Yöntem

Hizmet Hareketi’nin yöntem anlayışında “müspet hareket” merkezi bir kavramdır.11

Bu kavram:

  • şiddetten uzak durmayı,
  • hukuk içinde hareket etmeyi,
  • toplumsal düzeni korumayı,
  • nefret ve intikam dilinden kaçınmayı,
  • yapıcı ve onarıcı bir tavır geliştirmeyi ifade eder.

Bu anlayışta:

  • anarşi,
  • toplumsal kaos,
  • sokak şiddeti,
  • kolektif düşmanlaştırma reddedilmektedir.

Dolayısıyla siyasî çözüm arayışlarının meşruiyeti yalnızca hedeflerine değil, kullanılan yöntemlere de bağlıdır.

Hizmet perspektifinde:

  • “amaç için her araç meşrudur” anlayışı,
  • manipülasyon,
  • yalan,
  • iftira,
  • hukuk dışılık ahlâken reddedilmektedir.12

Bu yaklaşım, klasik makyavelist siyaset anlayışından belirgin biçimde ayrılır. Çünkü meşru hedeflerin ancak meşru araçlarla gerçekleştirilebileceği düşünülmektedir.

5. İstişare, Ortak Akıl ve Demokratik Meşruiyet

İstişare, Hizmet düşüncesinde yalnızca idarî bir teknik değil; aynı zamanda ahlâkî bir ilkedir.13

Toplumu ilgilendiren meselelerin:

  • ortak akılla,
  • ehliyet sahibi kişilerle,
  • çoğulcu müzakere mekanizmalarıyla çözülmesi gerektiği vurgulanır.

Bu açıdan:

  • demokratik katılım,
  • hukuk devleti,
  • çoğulculuk,
  • anayasal güvence,
  • insan hakları normları hareketin temel prensipleriyle çatışan değil; aksine onları tamamlayan unsurlar olarak görülebilir.14

Özellikle modern devlet yapılarında ortaya çıkan sistematik krizlerin yalnızca bireysel ahlâkla değil, aynı zamanda hukukî ve kurumsal reformlarla da ilişkili olduğu açıktır. Bu nedenle siyasî çözüm arayışlarının kategorik biçimde reddedilmesi, Hizmet’in:

  • adalet,
  • sulh,
  • hakkaniyet,
  • istişare vurgusuyla tam olarak örtüşmez.

6. Siyasi Çözüm Arayışlarının Ahlâkî Sınırları

Kaynaklar birlikte değerlendirildiğinde, Hizmet perspektifinde siyasî çözüm arayışlarının meşruiyetinin belirli ahlâkî sınırlar içerisinde tanımlandığı görülmektedir.

Bu çerçevede siyasî faaliyetlerin:

  • şiddetten uzak olması,
  • hukuk içinde yürütülmesi,
  • adalet eksenli olması,
  • intikamcı dile dönüşmemesi,
  • grup çıkarını mutlaklaştırmaması,
  • insan onurunu koruması,
  • toplumsal barışı hedeflemesi beklenmektedir.15

Bu şartlar altında siyaset:

  • bir tahakküm aracı değil,
  • toplumsal sulh ve adalet arayışı olarak değerlendirilebilir.

Ancak siyasetin:

  • güç tutkusu,
  • partizan fanatizm,
  • çıkar ilişkileri,
  • araçsal ahlâk zeminine kayması hâlinde, hareketin ihlâs ve istiğnâ merkezli karakteriyle ciddi bir gerilim ortaya çıkmaktadır.

Sonuç

Hizmet Hareketi’nin temel felsefesi, siyasî iktidarı merkeze alan bir dönüşüm modelinden ziyade, fertlerin manevî ve ahlâkî eğitimini esas alan sivil bir hizmet anlayışına dayanmaktadır.

Bu nedenle hareketin tarihsel refleksi, partizan siyasete ve güç merkezli politik mücadelelere mesafeli durmak olmuştur.

Bununla birlikte modern toplumlarda:

  • hak,
  • hukuk,
  • özgürlük,
  • adalet arayışlarının tamamen siyasetten bağımsız yürütülmesi de çoğu zaman mümkün değildir.

Dolayısıyla:

  • hukuk devleti talebi,
  • demokratik çözüm arayışları,
  • insan hakları savunuculuğu,
  • diyalog ve müzakere girişimleri hareketin temel prensipleriyle prensip olarak uyumlu görülebilir.

Ancak bu süreçlerin:

  • iktidar hırsına,
  • partizan aidiyete,
  • kutuplaştırıcı dile,
  • araçsal pragmatizme dönüşmesi hâlinde, Hizmet’in ihlâs, istiğnâ ve müspet hareket eksenli karakteriyle çelişki ortaya çıkmaktadır.

Sonuç olarak Hizmet perspektifinde siyasî çözüm arayışlarının meşruiyeti, siyasetin varlığından ziyade; onun niyeti, yöntemi ve ahlâkî sınırlarıyla ilişkilidir.

Dipnotlar

  1. Fethullah Gülen, Prizma, çeşitli ciltler; ayrıca bkz. Kalbin Zümrüt Tepeleri.
  2. Muhammed Çetin, The Gülen Movement: Civic Service without Borders, Blue Dome Press, 2010.
  3. Bediüzzaman Said Nursî, Risale-i Nur Külliyatı, özellikle “Hutbe-i Şamiye”.
  4. Thomas Michel, “Sufism and Modernity in the Gülen Movement”, çeşitli makaleler.
  5. Helen Rose Ebaugh, The Gülen Movement: A Sociological Analysis of a Civic Movement Rooted in Moderate Islam, Springer, 2010.
  6. Fethullah Gülen, İkindi Yağmurları.
  7. M. Fethullah Gülen, Fasıldan Fasıla.
  8. Ali Ünal, çeşitli makale ve değerlendirmeler.
  9. Jürgen Habermas, Kamusal Alanın Yapısal Dönüşümü.
  10. Joshua D. Hendrick, Gülen: The Ambiguous Politics of Market Islam in Turkey and the World, NYU Press, 2013.
  11. Bediüzzaman Said Nursî, Emirdağ Lahikası.
  12. Machiavelli, Prens ile karşılaştırmalı değerlendirme bağlamında.
  13. Fazlur Rahman, Islam and Modernity.
  14. John Rawls, Political Liberalism.
  15. Ahmet Kurucan, hukuk, diyalog ve müspet hareket üzerine değerlendirmeleri.

```

Bloga dön