Hasret, Gurbet ve Bir Öğretmenin Tanıklığı
Share
Cemal Satılmış
İlahiyatçı & Toplum Gönüllüsü
Hasret, Gurbet ve Bir Öğretmenin Tanıklığı
Bir Valizle Yola Çıkan Adam
Adım Cemal Satılmış.
1968'de Bayburt'un küçük bir köyünde dünyaya geldim. Bugün sizinle konuşurken, o köyden binlerce kilometre uzaktayım. Ama o köy hâlâ içimde — her sabah uyandığımda, her akşam uyumaya çalıştığımda.
Size bir hikâye anlatacağım. Anlatacağım hikaye sadece benim hikâyem değil. Türkiye'de ellerinde yalnızca bir valizleri kalan, çocuklarından, analarından, vatanlarından uzakta yaşamak zorunda bırakılan binlerce insanın hikâyesi.
Ve şunu bilmenizi istiyorum: Bu konuşmayı yapmak kolay değil. Bazı kelimeler boğazımda düğümleniyor. Ama anlatmak zorundayım. Çünkü sustukça sanki hiç yaşanmamış gibi oluyor. Ve yaşananların unutulmamasını istiyorum.
Çocukluk ve İlk Ayrılık
Çocukluğum Bayburt ili, Demirozu ilcesinin Petekli köyün’de geçti. Taşını, topragini, deresini obasını bildigim. Cesmelerini, gozelerini, irmaklarini bildigim. Sabahleyin sobalarindan, tandirlarindan semaya yükselen dumanlarını, tezek kokularını, ekmeğinin kokusunu bildigim, PETEKLI KOYU.
Köyümden İlk ayrıldigimda henüz 11 yaşında bir cocuktum. 1979-1980 sag-sol catismalarinin yasandigi yıllar. Kavgalarin, silah seslerinin gölgesinde ne oldugunu fark edemediğim bir zamanda eğitim icin Gumushane ilinin Kelkit ilcesine tasiniyorum. Elimde herseyimi icine sigdirdigim tahtadan yapilmis bir bavul, bir yorgan. Annemden, babamdan, kardeşlerimden, koyumun çamurlu sokaklarından ayrilis... İlk hasret o zaman başladı. Ve bir daha bitmedi.
İlk hasret o zaman başladı. Ve bir daha bitmedi.
Göçler, Eğitim ve Devlet Hizmeti
Zorlu gecen Dort yılın arkasından sonra babam İzmir'e göç kararı alıyor. Köyüne henüz alışamamış bir çocuk — bu sefer şehrin kalabalığına adım atacak. Hasret üstüne hasret. Özlem üstüne özlem. İnsan bir şehre alışıyor, oraya bağlanıyor — sonra yeniden ayrılıyor.
1983 yılında Izmir’e gocuyoruz. Bir kamyon uzerinde herseyimizle beraber uzun bir yola koyuluyoruz. Evet kamyon, göç ve hasrete yolculuk.. O gün köyümden ayrilisimin yüreğimde nasıl derin yaralar actigini anlatamam. Ayrı bir sehir farklı bir hayat yeni bir okul seruveni. 1986 Izmir imam hatip lisesinden mezun oldum ama o yil Üniversite sınavını kazanamadım. Sınavı kazanamayınca imam hatip olmaya kara verdim. Diyanet isleri baskanliginin acmis olduğu sınavlara katildim ve sınavı kazandım. Hakkari'ye tayin oldum. Gençtim. Heyecanlıydım. Ama gerçeği söyleyeyim: ben Yanımda bir yorgan, valizimde birkaç kıyafetle Hakkari yollarindayim.
Hakkari’ye zorlu şartlar icinde vardim ama orada kalacak yerim yoktu. Izmir’de kendisiyle tevafuk tanistigim bir öğretmenin referansıyla koy hizmetleri mudurlugune ait bir misafirhanede ikamete basladim.
Hakkari ulu cami avlusu. Aman ALLAH’IM megerse NE GUZEL GUNLERMIS. Anadolu'nun dört bir yanından gelmiş, devletine hizmet veren güzel insanlarLA TANISMANIN, KAYNASMANIN GERCEKLESTIGI CAMI AVLUSU. Kucucuk masaların etrafında sıralanıp derin muhabbetler, yudumlanan sıcacık kacak caylar. Ayrı ayrı fikirler, gorusler ama ortak payda ülkemize hizmet etmek. Onlar bana şunu öğretti: Vatan bir adres değildir. Vatan, insandır.
Vatan bir adres değildir. Vatan, insandır.
Hakkari'den sonra İstanbul'a geldim. Yeniden üniversite sınavlarına hazirlandim. Üniversiteyi kazandım — bu defa yolum Anadolumuzun güzide sehri olan Kayseri’yi işaret ediyordu. Kayseri’de Erciyes Üniversitesi ilahiyat Fakültesinde yeni öğrencilik hayatim baslamis oldu. Beş yıllık öğrencilik hayatı. Sonra Ankara'da öğretmenlik. Amasya ve Gazi Antep’te askerlik. Sonra İzmir.
1986'dan 2011'e kadar, milletime ve devletime hizmet için elimden geleni yaptım. Esasında ogrencilige adim ettigim günlerden itibaren belli yüklerin altına girmiş belli sorumluluklar almistim. İnanarak çalıştım. Daha sonra Izmir’de kendi şirketimizdeki sorumluluklarımla beraber diğer taraftan da hizmet hareketiyle ilgili sorumluluklarımı ifa etmenin gayreti icinde oldum. Yogun ve yorucu günler ama her seye rağmen tatlı gunlerdi. Hey gidi gunler!
Yeniden Başlamak
2011 yılında hizmet hareketi icinde farklı degisimler yaşanıyordu. Bu degisimlerden ben de etkileniyorum ve yıllardır severek yapmış oldugum gorevimden, kendilerine doyamadigim arkadaslarimdan ayriliyorum. Elveda gecesinde gunduzunde koşturduğum hizmet gunlerim. Elveda güzel dostlar, güzel arkadaslarim…
Hayatimi derinlemesine etkileyecek olan bu karar Neden alindi?
Bilmiyorum. Hâlâ bilmiyorum.
43 yaşındaydım. Dört çocuğum vardı. Ve hayata sıfırdan başlamak zorundaydım. Yeniden imam hatip olarak göreve başladım. Çocuklarım İzmir'de, ben Kayseri'de. Bir valizle, kış günü, yeniden yola çıktım. Hasret yeniden boyun büktü.
Bir valizle, kış günü, yeniden yola çıktım. Hasret yeniden boyun büktü.
Gurbet Yılları
2013 yılında kurum değiştirerek AILE ve Sosyal Politikalar Bakanligi bünyesinde öğretmen olarak gorev aldim ve yeniden Izmir’e dondum. 12-18 yas grubu mağdur çocukların olduğu bir rehabilitasyon merkezi. Çok zorlu ama oldukça tatlı gunlerdi. 2013 sonrası her şey değişti.
Kurumda müdürler değişti. Gelen yöneticiler bizlerden özgeçmiş istiyorlar.. Sonradan öğreniyorum— fişleme yapıyorlar. Benim gibi insanları ayıklıyorlar.
Savcılığa hakkımda ifade veren insanlar olduğunu öğreniyorum. Ben yıllarca gönüllü çalışmış, hiçbir kimseye zarar vermemiş bir öğretmenim. Ama artık bu önemli değildi. Tutuklanma korkusuyla kurumdan ücretsiz izin aldım. Amerika'daki bir arkadaşımın daveti uzerine birkaç parça kıyafet aldım. Kucuk bir valizle tekrar yollara dustum. Çocuklarıma baktım. Eşime baktım. Ve yola çıktım.
15 Temmuz 2016 geldi. Tiyatro darbe dediler. Gülen hareketi suçlandı. Tutuklamalar başladı. Evimize baskın yapılıyor. Eşim ve çocuklarım rahatsız ediliyor. Oğlum tutuklandı — 15 gün sorguda kaldı.
Ben Amerika'daydım. Seslerini telefonda duyuyorum ama elim uzanmıyor. O çaresizliği anlatacak kelime yok.
2018'de soğuk bir Mart sabahı New York'tan trene bindim. Kanada sınırına doğru. Ormanlık bir alandan, tek valizimle, yürüdüm. Polise teslim oldum. İki günlük işlemler. Devletin gösterdiği bir yurt. Yüzlerce insan, yüzlerce dil, yüzlerce acı.
Ve ben — dilim tutulmuş, yüreğim sıkışmış — orada, o kalabalığın içinde yalnız duruyordum.
Toronto'ya geldim. 46 yaşındaydım.
Amazon'da paket dağıttım. Fabrikada çalıştım. Restoranda çalıştım. Mutfak dolabı imalatında calistim. Ev temizliğine gittim. Yolcu tasidim, yemek dagittim. Hiçbirini küçümsemedim — her iş onurludur. Ama her gün eve dönerken içimde fırtınalar kopuyordu.
Hiçbirini küçümsemedim — her iş onurludur.
Yalnız Değilsiniz
Kızım üniversiteyi bitirdi. Diplomanın fotoğrafını telefonda gördüm. Gurur duydum — ama aynı anda içim sıkıştı. Ben orada olmalıydım.
Kızım evlendi. Gelin oldu. Düğününe katılamadım. Uzaktan, ekrandan izledim. Gözyaşlarımı kimseye göstermedim. Ama o gece çok ağladım.
Annem her telefonda soruyor: 'Ne zaman geliyorsun oğlum?' Ben cevap veremiyorum. Çünkü cevabım yok. Ve bu suskunluk, belki de en ağır yükü.
Altı yıl sonra çocuklarım Kanada'ya geldi. Yeniden bir aradayız. Bu bir mucize gibiydi. Ama ben çok yıpranmıştım. Sadece bedensel değil — ruhen. Hasret insanı içten içe eritiyor. Sessizce.
Neden anlattım bunları? Çünkü sustukça sanki yaşanmamış gibi oluyor. Çünkü benim gibi Türkiye'nin dört bir yanında, annesini, babasını, çocuklarını, evini, işini, kimliğini kaybetmek zorunda kalan on binlerce insan var. Onların acısı kayıt altına alınmalı. Tarihe not düşülmeli. Unutulmamalı.
Ben kendimi 'yüreği parçalanmış, yurdu yuvası dağılmış bir kuş' gibi hissettim çok zaman. Ama o kuş uçmaya devam etti. Çünkü başka çaresi yoktu. Çünkü çocukları vardı. Çünkü umudu vardı.
Türkiye'de şartların bir gün normale döneceğine inanıyorum. Buna yürekten inanıyorum. Mağdurların, mazlumların, anaların gözyaşlarının durulacağına inanıyorum.
Yalnız değilsiniz. Yalnız degilsiniz.
Allah'a emanet olun.
```