Abilerimizi “Yedirmeyiz!” Refleksi

Abilerimizi “Yedirmeyiz!” Refleksi

FK

Fehmi Kuş

Yazar & Analist

Hizmet Hareketi'nin bugün karşılaştığı en derin engel, dış baskılardan ziyade içeriden beslenen zihniyetsel bir absolutizmdir. Bu absolutizm, hakikatin tek sahibinin kendisi olduğunu varsayan; eleştiriyi ise yanlışlanabilir bir katkı değil, varoluşsal bir tehdit olarak algılayan bir zihinsel kapanmadır. Bunun en görünür tezahürü ise yıllar içinde sloganlaşmış savunma refleksidir: "Hizmet'i yedirmeyiz!"

Niyet Okuma ve Referans Gaspı

Absolutizm, mutlak doğruya sahip olduğu varsayımıyla hareket ettiğinden her sorgulamayı baştan sakat ilan eder. Bu mutlaklık iddiası, ilk savunma hamlesini niyet okumaya iter. Karşı taraf dinlenmez; saniyeler içinde "gerçek niyet" deşifre edilir.

"Sen aslında şusun, amacın bozuk, derdin hizmet değil." — Bu bir tartışma değildir; peşin bir infazdır.

Niyet okuma tamamlandıktan sonra ortak kutsal referanslar devreye girer. Hizmet, Risale-i Nur, Hocaefendi gibi değerler artık ortak bir muhakeme zemini olmaktan çıkar; sorgulanamaz birer dokunulmazlık tapusuna, birer ego koruma zırhına dönüşür.

İçeriden Gelen Eleştirinin Tetiklediği Öfke

Eleştiri çoğu zaman baştan itibaren içerden gelmektedir. Absolutist figürler bu eleştiriyi dairenin dışına atmak ister; eleştireni "bizden değil", eleştiriyi ise "dışarıdan gelen bir saldırı" olarak konumlandırmaya çalışır. Ancak bu dışlama hamlesi başarısız olur ve eleştirinin gerçekten içerden, üstelik aynı ortak referanslar kullanılarak yapıldığı ortaya çıktığında öfke katlanarak artar.

Çünkü bu durum, kutsal silahın kendi ellerinde tersine çevrilmesi anlamına gelir. Tartışma fikir düzeyinde kalmaz; hızla "sen kimsin" çizgisine, oradan da hakaretlere ve açık kişilik aşağılamalarına düşer. Artık amaç hakikati savunmak değil; eleştireni ezmek, itibarsızlaştırmak ve susturmaktır.

Pişmanlık–İnkâr–Öfke Sarmalı

Zamanla pişmanlık gelir. Üslubun sertliği, yapılan haksızlıklar kısmen fark edilir. Ancak bu pişmanlık gerçek bir yüzleşmeye değil, geçici bir rahatlamaya yarar; çünkü mekanizma sorgulanmamıştır. Bir sonraki eleştiride aynı refleks, aynı öfke, aynı aşağılayıcı dil yeniden devreye girer.

Bu döngü kurumsallaştığında savunma sofistike bir maskeye bürünür. "Eleştiriye açığız" denir; ancak sınırlar o kadar dar ve muğlak çizilir ki neredeyse her samimi soru yıkıcı kategorisine düşer. Ardından fedakârlık hiyerarşisi devreye girer: "Sen yeterince bedel ödemedin, o yüzden konuşamazsın." Sadakat ve fedakârlık, doğruluk ve liyakatin yerini alır.

Korunmak adına dokunulmazlaştırılan her yapı, zamanla içerden çürür.

Zihinsel Getto ve Mumyalanma

Bütün bu zincir tamamlandığında ortaya çıkan şey zihinsel getto ve mumyalanmadır. Dışarıdan gelen her şey düşmanlık, içeriden gelen her şey ihanet olarak kodlanır. Meşveret ölür, yenilenme durur, hatalar kalıcılaşır. Evrensel ahlaki ilkeler, içe kapanık bir ego koruma mekanizmasına indirgenir.

Gerçek sadakat duvarı yükseltmekle değil; duvarı aşıp "Neyi yanlış yaptık, nasıl daha samimi, daha şeffaf ve daha ilkeli oluruz?" diye sorabilmekle başlar. Samimiyet hatayı kabul etmekle, izzet ise haksızlığa karşı — kimden gelirse gelsin — durmakla başlar. Bu döngü kırılmadıkça, iç engel dış baskıdan her zaman daha kalıcı olacaktır.

Konuyla ilgili video

Bloga dön