15 Temmuz Sonrası Yapılamayanlar Bugün Yapılmaya Başlasa Ne Olur?
Share
Murat Karadağ
Yazar
Hizmet Hareketi, 15 Temmuz 2016 darbe girişimi sonrasında tarihinin en derin krizlerinden biriyle karşı karşıya kaldı. Hareket içinden ve harekete yakın entelektüel çevrelerden gelen eleştiriler, meselenin yalnızca dış suçlamalar bağlamında ele alınamayacağını; aynı zamanda hareketin kendi iç yapısının da sorgulanması gerektiğini savundu. Temel soru şudur: 15 Temmuz sonrasında yapılması beklenen kadro değişimi, yüzleşme, sivilleşme ve yerelleşme bugün başlasa ne olur?
Liderlik, Sorumluluk ve Gecikmiş Yüzleşme
Hareketin kriz sonrası en temel problemi, 15 Temmuz'un ardından beklenen yüzleşmenin kurumsal düzeyde gerçekleşmemiş olmasıdır. Ahmet Kuru'nun çizdiği eleştirel hat, liderlik ile hesap verebilirlik arasındaki ilişkiye dayanır. Gökhan Bacık'a göre bir hareket liderinin eleştirilmesine ne kadar tahammül edebiliyorsa, demokratik kültüre de o ölçüde yaklaşır.
Hareket içinde bu yüzleşme kurumsal olarak gerçekleşmedi. Eleştiren, soru soran veya alternatif yorum geliştiren bazı kişilerin dışlandığı, yalnızlaştırıldığı ya da "fitne çıkaran" kişiler olarak kodlandığı yönünde yaygın bir kanaat oluştu. Sivil bir dinî hareketin en güçlü sermayesi kurumları veya insan kaynağı değil; güven, ahlaki tutarlılık ve hesap verebilirliktir. Bu sermaye zedelendiğinde hareket, dışarıdan baskı görmese bile içeriden çözülmeye başlar.
Kadro Değişimi Neden Gerçekleşmedi?
Mevcut kadronun kendisini sorunun parçası değil, çözümün zorunlu taşıyıcısı olarak görmesi birinci nedendir. Kriz yaşayan yapılarda merkezî elitler çoğu zaman "biz gidersek yapı dağılır" düşüncesiyle kendi varlıklarını hareketin bekasıyla özdeşleştirir. Bacık'a göre yüzleşme ve kadro değişimi, eski yöntemlerin ve çekirdek elitlerin tasfiyesi anlamına geldiğinden buna razı olunmamıştır.
İkinci neden, merkezî yapının eleştiriyi bir iyileşme imkânı değil tehdit olarak algılamasıdır. Hizmet'in temel prensiplerine inanan fakat mevcut statükonun yöntemleriyle arasına mesafe koymak isteyen küçük yerel gruplar, merkezî otorite tarafından alternatif bir sivil inisiyatif olarak değil, kontrol dışı bir risk olarak görülmektedir. Üçüncü neden ise tabanın otoriteye bağlılık kültürüdür; uzun yıllar hiyerarşik bir yapı içinde sosyalleşen bireylerin bağımsız inisiyatif geliştirmesi kolay değildir.
Suskunluk Meselesi
Sürece içeriden tanıklık eden birçok kişinin suskun kalmasının birkaç düzeyi vardır. Birincisi korkudur; Türkiye'deki siyasi atmosfer, hareketle ilişkilendirilen bireyler için ağır sonuçlar doğurmuştur. İkincisi aidiyet ve sadakat baskısıdır; hareket içinde yetişmiş bireyler için açık eleştiri, geçmişe ve manevî aidiyete karşı ihanet gibi algılanabilir. Üçüncüsü ise güvenli alternatif eksikliğidir. Eleştiri ancak alternatif bir ahlaki ve kurumsal zeminle birleştiğinde yapıcı hâle gelir.
Merkezî yapının kendisini reforme etme kudreti sınırlı olabilir; fakat bireylerin ve küçük yerel grupların ilkeli, sivil ve hukuka uygun yeniden başlangıç yapma kudreti hâlen vardır.
"Çay Koy Keçeli, Yeniden Başlıyoruz"
Bu makalenin asıl önerisi, değişimin yalnızca merkezî yönetimden beklenmemesi gerektiğidir. "Çay koy Keçeli, yeniden başlıyoruz" ifadesi; büyük iddialardan, merkezî hiyerarşiden ve kontrol takıntısından uzak, küçük, mütevazı, samimi ve yerel bir başlangıcı temsil eder.
Bu yeni oluşumların temel ilkeleri şöyle özetlenebilir: Gizli hiyerarşi veya mahrem yapı olmamalı; her faaliyet açık, kayıtlı ve denetlenebilir olmalıdır. Lider merkezli değil ilke merkezli bir yapı kurulmalıdır. Yerel toplumun gerçek ihtiyaçları —eğitim, sosyal yardım, diyalog, entegrasyon— merkeze alınmalıdır. Merkezî otoriteyle kavga etmek amaç hâline getirilmemeli; yeni oluşumlar kendi pozitif faydaları üzerinden var olmalıdır. Finansal ve idari şeffaflık ise vazgeçilmezdir.
Bugün Değişim Başlasa Ne Olur?
Hareket bugün gerçekten kapsamlı bir değişim süreci başlatsa, ahlaki meşruiyetinde kısmi bir restorasyon başlayabilir. Ancak bu süreç yalnızca sembolik açıklamalarla değil, somut kurumsal adımlarla —kadro değişimi, bağımsız denetim mekanizmaları, mali şeffaflık— desteklenmelidir. Öte yandan merkezî yapı reform yapsa bile hareketin eski bütünlüğüne dönmesi mümkün olmayabilir. Diaspora şartları, yeni kuşakların farklı beklentileri ve bireyselleşme süreçleri hareketi zaten fiilen parçalı bir yapıya dönüştürmüştür.
Mesele artık büyük merkezlerin ne yapacağından ibaret değildir. Mesele, kendini gerçekleştirmiş bir avuç insanın bulunduğu ülkede kimseyle kavga etmeden, hukuk dışına çıkmadan ve kimseyi kutsamadan topluma faydalı işler yapıp yapamayacağıdır.
Bugün sorulması gereken soru "Merkez değişecek mi?" değil; "Biz kendi bulunduğumuz yerde, hangi ilkeye dayanarak, kimin için, nasıl faydalı olacağız?" sorusudur. Bu soruya verilecek küçük ama samimi cevaplar, gecikmiş büyük reformlardan daha gerçek ve daha dönüştürücü olabilir.
Konuyla ilgili video