15 Temmuz Sonrası Türkiye'de Yeniden Bütünleşme Mümkün mü?

15 Temmuz Sonrası Türkiye'de Yeniden Bütünleşme Mümkün mü?

CS

Cemal Satılmış

İlahiyatçı & Toplum Gönüllüsü

Aziz dostlar,

Bugün Türkiye'nin son yıllarda yaşadığı en derin toplumsal kırılmalardan biri üzerine konuşmak istiyorum.

15 Temmuz 2016'dan bu yana geçen yıllar içerisinde çok şey yaşandı.

Bir tarafta darbe girişiminin oluşturduğu travma...

Diğer tarafta OHAL sürecinde yaşanan tutuklamalar, ihraçlar, ailelerin parçalanması, ekonomik kayıplar, sürgünler ve derin toplumsal yaralar...

Aradan yıllar geçmiş olmasına rağmen, yaşananların etkileri hâlâ milyonlarca insanın hayatında hissediliyor.

Türkiye Yeniden Bütünleşebilir mi?

Bugün şu soruyu sormamız gerekiyor:

Türkiye yeniden bütünleşebilir mi?

Farklı kesimler yeniden birbirine güvenebilir mi?

Yoksa bu kırılma kalıcı mı olacak?

Ben tarihe baktığımda umutlu olmak için sebepler görüyorum.

Çünkü dünya tarihinde bizden çok daha ağır çatışmalar yaşamış toplumlar oldu.

Güney Afrika'da apartheid rejimi yıllarca insanları birbirinden ayırdı.

Kuzey İrlanda'da onlarca yıl süren kanlı çatışmalar yaşandı.

İspanya, Franco döneminin ardından sancılı bir demokratikleşme sürecinden geçti.

Doğu Avrupa ülkeleri komünizm sonrası ciddi toplumsal dönüşümler yaşadı.

Bugün bu ülkelerin hiçbiri mükemmel değildir.

Fakat hepsi bir gerçeği gösteriyor:

En derin yaralar bile zamanla iyileşebilir.

Yeter ki toplumlar yüzleşme cesareti gösterebilsin.

Yeter ki insanlar birbirlerini yeniden dinleyebilsin.

Birbirini Yeniden İnsan Olarak Görebilmek

Bana göre yeniden bütünleşmenin ilk şartı, insanların birbirini yeniden insan olarak görebilmesidir.

Çünkü kutuplaşma dönemlerinde insanlar karşı tarafı bir birey olarak değil, bir etiket olarak görmeye başlar.

"Onlar bizden değil."

"Onlarla konuşulmaz."

"Onlar zaten suçlu."

gibi ifadeler çoğalmaya başlar.

Oysa hiçbir toplum milyonlarca insanı yok sayarak huzur bulamaz.

Toplumsal barışın başlangıcı, insanların birbirlerinin hikâyelerini dinleyebilmesidir.

Belki aynı fikirde olmayacağız.

Belki olayları farklı yorumlayacağız.

Ama en azından birbirimizin insan olduğunu hatırlayacağız.

Hakikatle Yüzleşmek

İkinci önemli konu ise hakikatle yüzleşmektir.

Toplumlar bazen geçmişte yaşanan acıları konuşmaktan korkarlar.

Fakat konuşulmayan yaralar iyileşmez.

Türkiye'nin de sakin, öfkesiz ve bilimsel bir şekilde bazı sorular üzerinde düşünebilmesi gerekiyor.

Neler yaşandı?

Kimler mağdur oldu?

Kimler hata yaptı?

Hangi kararlar doğruydu?

Hangi kararlar yanlış sonuçlar doğurdu?

Bu soruların sorulabilmesi bir intikam arayışı değildir.

Tam tersine, gelecekte aynı acıların tekrar yaşanmaması için gereklidir.

Adalet ve Toplumsal Güven

Üçüncü konu adalettir.

Adalet olmadan toplumsal güven inşa edilemez.

Modern hukuk sistemlerinin temel prensibi bireysel sorumluluktur.

Yani insanlar yalnızca kendi yaptıklarından sorumlu tutulmalıdır.

Toplumsal barış için insanların kendilerini dinlenmiş ve adil muamele görmüş hissetmeleri gerekir.

Haksızlığa uğradığını düşünen insanların seslerini duyurabilecekleri mekanizmalar güçlendirilmelidir.

Çünkü adalet yalnızca mahkeme kararlarından ibaret değildir.

Adalet aynı zamanda toplumun vicdanında da karşılık bulmalıdır.

Dil ve Empati

Dördüncü olarak dil meselesi üzerinde durmak istiyorum.

Toplumlar önce dilleriyle savaşırlar, sonra yine dilleriyle barışırlar.

Bugün sosyal medyada, televizyonlarda ve günlük hayatta kullanılan dile baktığımızda zaman zaman çok sert ifadeler görüyoruz.

Hakaretler...

Suçlamalar...

Genellemeler...

Bunlar kısa vadede alkış alabilir.

Ama uzun vadede toplumsal yaraları derinleştirir.

Türkiye'nin daha fazla öfkeye değil, daha fazla empatiye ihtiyacı var.

Daha fazla suçlamaya değil, daha fazla anlamaya ihtiyacı var.

Daha fazla ayrışmaya değil, daha fazla ortak paydada buluşmaya ihtiyacı var.

Bundan Sonra Ne Yapılabilir?

Peki bundan sonra ne yapılabilir?

Devlet açısından bakıldığında;

hukukun üstünlüğünü güçlendiren,

bireysel sorumluluk ilkesini esas alan,

mağduriyet iddialarını araştıran,

toplumun tüm kesimlerini kapsayan bir yaklaşım önemlidir.

Toplum ve sivil yapılar açısından bakıldığında ise;

öfke dilinden uzak durmak,

hukuki zeminde hak aramak,

eğitime yatırım yapmak,

diyaloğu ve karşılıklı anlayışı geliştirmek büyük önem taşımaktadır.

Çünkü gelecek nesillere bırakacağımız en büyük miras öfke değil, sağlıklı bir toplum olacaktır.

Değerli dostlar,

Türkiye'nin bugün ihtiyaç duyduğu şey, geçmişte kimin kazandığını veya kimin haklı çıktığını ispatlamak değildir.

Asıl ihtiyaç duyduğumuz şey şudur:

Bir daha benzer acılar yaşanmaması için ne yapmalıyız?

Eğer bu soruya birlikte cevap verebilirsek, geleceğe daha umutla bakabiliriz.

Çünkü gerçek barış, bir tarafın diğerine üstün gelmesiyle değil;

adaletin,

hakikatin,

merhametin

ve insan onurunun birlikte korunmasıyla mümkündür.

Hepimizin farklı düşünceleri olabilir.

Farklı siyasi görüşleri olabilir.

Farklı hayat hikâyeleri olabilir.

Ama aynı ülkenin insanları olarak ortak bir geleceği paylaşmaya devam edeceğiz.

Belki yeniden başlamanın yolu da tam burada yatıyor:

Birbirimizi yeniden dinlemekte...

Yeniden anlamaya çalışmakta...

Ve yeniden insan olarak görebilmekte...

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bloga dön